Duyurular
CumleMuhendisi.Com
By admin on June 12, 2008
BURAYA SİTENİZLE İLGİLİ DUYURULARI YAPABİLİRSİNİZ !! http://WWW.CUMLEMUHENDİSİ.COM / / WEBSABLON.BLOGCU.COM // byKajmeran 2009 Desing - Burayı Kendinize Göre Düzenleyin

Son Yazılar

  • İstanbul Şiir Festivali'nden Şiirler

    İstanbul Şiir Festivali'nden Şiirler

    YÜREKLENDİRME (Niels Hav)

    Ne denli iç ısıtıcı değil mi sizce de,
    yok olacaklarını düşünmek
    birkaç onyıla kadar
    şaşkın bir dönemin ardından
    emekliye ayrılan devlet başkanlarının,
    düşünün ki yok olacaklar
    aşınıma uğramış savlarıyla
    şımarık çalışanları tv ve radyoların,
    beceriksiz gazeteciler ve kapitalizme yaranmaya çalışan
    bütün o yalakalar, hem de sonsuza değin!
    Biz yok olacağız.
    Onlar yok olacaklar.
    Ben yok olacağım.
    Sen yok olacaksın.
    Her şey yok olacak.
    Yaşasın!

    YAS TUTAN AĞAÇ (Şeref Bilsel)

    Ölüyü evden çıkarıyorlar
    ölüyü dünyadan
    ağladıkça
    ölüyü gözden çıkarıyorlar
    küllüğe basılmış sigara gibi
    boynu bükük komşularkapıda bir çift ayakkabı
    siyah mı? hayır simsiyah
    su almasın diye kenarları dikişli
    -nasıl büyür insan su almadan
    gemiler büyür mü yere doğru-

    susma!
    bu gürültüye dayanamam diyor karısı
    bir günlük gibi tutuyor bebeğini
    duyguları alınmış, sesi alınmış, kaşları...
    ölüyü çıkarıyor ağzından

    terliyor bütün kelimeler
    bakışlar kırmızı, mevsim yaz
    bahçede dut ağacı
    ömründe kar tutmamış
    kesik kolları var onunyeşil öfkenin içinden
    yas tutuyor bembeyaz


    O DA GÜZEL (Mourid Banghouti)

    Yatağımızda ölmek ne güzel
    temiz bir yastık
    ve yanımızda dostlar

    Ölmek güzel, bir kereliğine,
    ellerimiz göğsümüzde bağlı
    boş ve solgun
    yarasız, zincirsiz, pankartsız
    ve dâvasız

    Tozsuz bir ölümle gitmek güzel,
    gömleğimizde bir delik
    kaburgamızda nişanı olmadan

    Ölmek güzel
    yanağımızın altında kaldırım değil, beyaz bir yastık,
    ellerimiz sevdiklerimizle,etrafımızda çaresiz doktorlar ve hemşireler,
    zarif bir elvedadan başka hiçbir şeyimiz olmadan,
    tarihle ilgisiz,
    dünyayı olduğu gibi bırakıp,
    bir gün bir başkası değiştirir
    diye umarak

    İŞLE BİTEN GÜZEL RÜYA (Zilhad Kljucanin)

    Kaç devlet varsa
    Köyde
    O kadar ev var.

    Her evde
    Bayrak

    İnsanlar çıkıyor
    Her evden

    Konuştukları dil
    Bayrağın dili değil

    18/10/2009 | Kategori: siir | Yorum (0) Yorum yaz! |

    Seyreyliyorum Şehri, Seni...

    Seyreyliyorum Şehri, Seni...

    http://img.photobucket.com/albums/v626/omer_falcon/manzara3.jpg

     




    Tüm şehrin görülebildiği tepeler vardır ya hani, filmlerde sevgililerin bir ağaç altında şehri seyre daldıkları, oraya gidiyorum işte.

    Dışarıdan, şehrin dışından, seyretmek istiyorum şehri, seni.

    O tepenin yamacındaki patikadan tırmanıyorum yukarıya doğru ve arada durup durup bakıyorum şehre, sana.

    Her adımda, her durup baktığımda daha çok, daha bütün görmeye başlıyorum şehri, seni.

    Arada, patikada, ayağım bir taşa takılıyor yürürken, dengemi kaybediyorum ve sarsılıyorum; sarsılıyor şehir, sarsılıyorsun.

    Her zaman şanslı olamıyor insan ve her sarsıntıda toparlanamıyor. Takılıyorum, sarsılıyorum, düşüyorum. Düştüğüm yerden bakıyorum şehre, sana.

    Çıkıyorum tepeye, yükseliyorum. Yükseldikçe küçülüyor her şey; evler, ağaçlar, insanlar ve şehre ait ne varsa… Küçülüyor şehir, küçülüyorsun.

    İçime çekiyorum havayı, tertemiz bir nefes… Her zerresinde, içimi arındırıyor gibiyim. Bir bulut gibi çökmüş kiri görüyorum şehrin üstünde, kırmızı, kahverengi, yeşil, sarı, gri, siyah… Kirini seyrediyorum şehrin, senin.

    Yürüyorum ama yorulmuyorum. Bunu fark ettiğim anda, beni ne kadar yorduğunu düşünüyorum şehrin, senin.

    Zordur bir tepeye tırmanmak, usanç verir insana. Ben bıkmadan, usanmadan tırmanıyorum ve şaşırıyorum buna. Anlıyorum ki bıkmışım artık şehirden, senden.

    Sessizlik her yanım, her yanım sensizlik. Sensiz her ses sessizlik. Nefret etmişim gürültüsünden şehrin, senin. Tahammülüm kalmamış tek bir çınlamasına şehrin, sesinin.

    Dokunduğum her yer, her şey gerçek. Duyduğum her ses, doğal. Ben yapaylığın içindeymişim şehirde, sende.

    Ölüm bile doğal geliyor burada. Her şey kendi doğallığında ölüyor. Çektiğim tüm acıları hatırlıyorum, hepsini ama ve tek tek. Hepsi sahte geliyor artık bana, tüm acılar ve o acıların içinde kıvranarak ölüşüm. Görüyorum şimdi, şehir ölmekmiş defalarca, öldürüyormuş beni şehir, öldürüyormuşsun beni.

    Şehrin üzerinden batıyor güneş, usul usul çöküyor karanlık. Batan güneşi seyrediyorum, her yer alacakaranlık. Başıma çöken ağrıların olmadığını fark ediyorum. Gözlerimin çevresinden yayılırdı başıma ağrı, günün geceye dönümünde ve gün dönümlerini sevmedim hiç bu yüzden şehirde. Gün dönüyor üzerinden şehrin, senin.

    Karanlık, her yer karanlık artık. Yeter ki arkamı döneyim şehre, görmeyeyim parıltılarını şehir ışıklarının. Ve üstelik karanlık korkutmuyor beni. Korkutmuyor hiçbir şey beni ışıkları kadar şehrin, senin.

    Tepenin yamacındayım, uzanıyorum. Uzanıyorum ve yıldızları seyrediyorum. Yıldızlar, şehir ışıklarının esaretinden kurtulmuş ve özgürlük şarkıları söyler gibiler gökyüzünden. Yıldızlar gibiyim, kurtulmuşum esaretinden şehrin ışıklarının, senin.

    Tepenin yamacındayım, uzanıyorum. Yıldızlar parıldıyor gökyüzünde ve ben şehir ışıklarına lanet ediyorum. Şehir ve ışıkları, eşsiz manzarasından gökyüzünün ve yıldızların mahrum ediyormuş beni. Senin hayatın ışıklarından mahrum edişin gibi. Nefret ediyorum, şehir ışıklarından, şehirden, senden.

    Doğruluyorum olduğum yerde ve dizlerimi kırıp oturuyorum, tıpkı yan yana, bir tepenin yamacında oturup şehri seyreden sevgililer gibi. Tepenin yamacındayım ve yanımdasın. Ellerim belinde, bir birine aşık sevgililer gibiyiz ve ben şehri seyrediyorum. Belinde elim, karşıda şehir, gözlerimi kapatıyorum şehre ve tepenin yamacından itiyorum seni şehre doğru, itiyorum seni sana…

    16/1/2009 | Kategori: siir | Yorum (0) Yorum yaz! |

    Sooner Or Later(çevirisiyle)

    Sooner Or Later

     



    Don`t be scared of your shadow
    gölgenden korkma
    You can`t hide from your sorrow
    kaderinden saklanamazsın
    You can`t stay here till tomorrow
    yarına kadar burda kalamazsın

    Welcome to the club of broken hearts
    kırık kalpler kulübüne hoşgeldin
    Where a thousand lonely souls have passed
    binlerce ruhun geçtiği yer
    Sooner or later you`re gonna wake up and find what your looking for
    er yada geç sen uyanacaksın ve aradığın şeyi bulacaksın
    Like a diamond washed up on the shore
    kıyıda yıkanmış bir elmas gibi
    In the meantime you`re feeling like your lost without a friend
    işte bu sırada arkadaşsız,kaybolmuş gibi hissediyorsun
    Sooner or later you`re gonna love again
    er yada geç gene seviceksin
    Sooner or later you`re gonna love again
    er yada geç gene seviceksin

    Love, has left you rejected
    aşk seni bırakıp reddetti
    You, put up your defences
    sen savunma kurarsın
    Now, your heart`s been tried and tested
    şimdi kalbin çabaladı ve test edildi

    Now you join the land of broken dreams
    şimdi sen kırık hayyaller ülkesine katılıyorsun
    No good wishing for what could`ve been
    olmuş olanlar için iyi dilekler yok
    Sooner or later you`re gonna wake up and find what your looking for
    er yada geç sen uyanacaksın ve aradığın şeyi bulacaksın
    Like a diamond washed up on the shore
    kıyıda yıkanmış bir elmas gibi
    In the meantime you`re feeling like your lost without a friend
    işte bu sırada arkadaşsız,kaybolmuş gibi hissediyorsun
    Sooner or later you`re gonna love again
    er yada geç gene seviceksin
    Sooner or later you`re gonna love again
    er yada geç gene seviceksin


    Don`t be scared of your shadow
    gölgenden korkma
    You can`t hide from your sorrow
    kaderinden saklanamazsın
    Sooner or later you`re gonna wake up and find what your looking for
    er yada geç sen uyanacaksın ve aradığın şeyi bulacaksın
    Like a diamond washed up on the shore
    kıyıda yıkanmış bir elmas gibi
    In the meantime you`re feeling like your lost without a friend
    işte bu sırada arkadaşsız,kaybolmuş gibi hissediyorsun
    Sooner or later you`re gonna love again
    er yada geç gene seviceksin

    16/1/2009 | Kategori: siir | Yorum (0) Yorum yaz! |

    yoksulun ölümü


      Yoksulun ölümü



    Bismillah diyerek kapıya çıktı
    Kar diye söylendi büktü boynunu
    Dönüp çocuklara hüzünle baktı
    Zor diye söylendi büktü boynunu

    Üç gündür yemek yok evde ocakta
    Bir torba kömür yok kalsa sıcakta
    Çıplak perişanlık naçâr kucakta
    Kor diye söylendi büktü boynunu

    İlk önce saçını karlar yokladı
    Sol cebinde resim öpüp kokladı
    Döndü çocuklardan yaşı sakladı
    Dürr diye söylendi büktü boynunu

    Gün boyu sokakta dolandı durdu
    Olmayan işleri nafile sordu
    Bulamadı kara bahtına yordu
    Zâr diye söylendi büktü boynunu

    Yırtık ceketinden karlar süzüldü
    Gözünde bir hayâl ona üzüldü
    Üşüdü titredi öyle büzüldü
    Gör diye söylendi büktü boynunu

    Vitrinlere baktı gözü takıldı
    Aş evini gördü içi söküldü
    İçeriye girdi kaşı yıkıldı
    Sar diye söylendi büktü boynunu

    Utandı mahcuptu dışarı çıktı
    Durup kumpanyaya acıyla baktı
    O an yüreğine kurşunlar aktı
    Ar diye söylendi büktü boynunu

    Belki yaşamazdı daha da fazla
    Sarmasa çocuklar kalbini nazla
    Gündüz duâlarda gece niyazla
    Nûr diye söylendi büktü boynunu

    Bir bir hatıralar geçti gözünden
    Kuru bir hıçkırık çıktı sözünden
    Al al oldu hicâp düştü yüzünden
    Dur diye söylendi büktü boynunu

    Sustukça daha da yığıldı derdi
    Çaresizlik dedi yıkarmış merdi
    Düştü gölgesine kızarak vurdu
    Sür diye söylendi büktü boynunu

    Bağrında sızladı açık yarası
    Kara gözlerinde hicrân karası
    Talihine dargın yoktu arası
    Kör diye söylendi büktü boynunu

    Elleri kahırla cebine gitti
    Solmuş aynasını yüzüne tuttu
    Sapsarıydı benzi aynaya çattı
    Kır diye söylendi büktü boynunu

    Aklını zorladı gülünün hali
    Yalnız kalacaksın diyordu dili
    Ölürken son defa uzandı eli
    Yâr diye söylendi büktü boynunu

    Zaman çıldırmıştı gülünden ayrı
    Vurgun yaşıyordu yüreği sayrı
    Bari çocuklara olsaydı hayrı
    Kâr diye söylendi büktü boynunu

    Ne geleni vardı ne de gideni
    Bir tek yoksullukdu bunun nedeni
    Gülü’de solmuştu enkaz bedeni
    Vur dedi söylendi büktü boynunu

    Evine dönerken hasreti yandı
    Yol boyunca başı fırlandı döndü
    Gözleri karardı bakışı söndü
    Pir dedi söylendi büktü boynunu

    Kapıyı çalarken yığıldı kaldı
    Başı yere vurdu gözleri daldı
    İki damla kanı burnundan geldi
    Bir diye söylendi büktü boynunu

    Çocuklar eşiğe feryat düşürdü
    Gördüm ciğerimi yaktı pişirdi
    Hey Makberî çile yolu şaşırdı
    Gir diye söylendi büktü boynunu

    25/1/2008 | Kategori: siir | Yorum (0) Yorum yaz! |

    SONET

    SONET

    Benzetebilir miyim bir yaz gününe seni?
    Sen daha sevimlisin, daha sakinsin ondan.
    Sert rüzgarlar Mayısın narin çiçeklerini.
    Hırpalar ;Yaz ise pek çabuk geçer...Durmadan!
    Bazan, kızgın olarak,parlar gözü semanın...
    Bir karartıyla sık sık söner altın bakışı ;
    Her güzel,güzelliğini kaybeder: Tabiatın-
    Sebep olur da bazan bu kararsız akışı!

    Fakat senin ebedi yazın hiç sönmeyecek,
    Dönmeyecek sendeki güzellik bir yalana.
    Ölüm sana yaklaştı diye, öğünmeyecek:

    Sen eşitken ebedi mısralarla zamana
    Yaşadıkça insanlar, görebildikçe gözler,
    Seni yaşatmak için yaşayacak bu sözler

    SHAKESPEARE

    20/1/2008 | Kategori: siir | Yorum (0) Yorum yaz! |

    LAVİNİA ve herşey sende gizli

    evet arkadaşlar size en beğendiğim şirlerden ikisini sunuyorum

    umarım beğenirsiniz

     

    LAVİNİA

    Sana gitme demeyeceğim.
    Üşüyorsun ceketimi al.
    Günün en güzel saatleri bunlar.
    Yanımda kal.

    Sana gitme demeyeceğim.
    Gene de sen bilirsin.
    Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    İncinirsin.

    Sana gitme demeyeceğim.
    Ama gitme Lavinia.
    Adını gizleyeceğim,
    Sen de bilme Lavinia

     ÖZDEMİR ASAF

     

    HERSEY SENDE GiZLi

    Yerin seni cektigi kadar agirsin 
    Kanatlarin cirpindigi kadar hafif.. 
    Kalbinin attigi kadar canlisin
    Gozlerinin uzagi gordugu kadar genc... 
    Sevdiklerin kadar iyisin 
    Nefret ettiklerin kadar kotu.. 
    Ne renk olursa olsun kasin gozun
    Karsindakinin gordugudur rengin.. 
    Yasadiklarini kar sayma: 
    Yasadigin kadar yakinsin sonuna; 
    Ne kadar yasarsan yasa, 
    Sevdigin kadardir omrun.. 
    Gulebildigin kadar mutlusun 
    Uzulme bil ki agladigin kadar guleceksin 
    Sakin bitti sanma her seyi,sevdigin kadar 
    sevileceksin. 
    Gunesin dogusundadir doganin sana verdigi deger 
    ve karsindakine deger verdigin kadar insansin 
    Bir gun yalan soyleyeceksen eger 
    Birak karsindaki sana guvendigi kadar inansin. 
    Ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret 
    ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin 
    Unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin 
    Günesin seni isittigi kadar sicak. 
    Kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
    ve guclu hissettigin kadar guclu.
    Kendini guzel hissettigin kadar guzelsin.. iste budur 
    hayat! 
    Iste budur yasamak bunu hatirladigin kadar yasarsin 
    Bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar usursun
    ve karsindakini unuttugun kadar cabuk unutulursun 
    Cicek sulandigikadar guzeldir 
    Kuslar otebildigi kadar sevimli 
    Bebek agladigi kadar bebektir 
    ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ogren,
    SEVDIGIN KADAR SEVILIRSIN

    CAN YUCEL 


     

    28/12/2007 | Kategori: siir | Yorum (0) Yorum yaz! |