Duyurular
CumleMuhendisi.Com
By admin on June 12, 2008
BURAYA SİTENİZLE İLGİLİ DUYURULARI YAPABİLİRSİNİZ !! http://WWW.CUMLEMUHENDİSİ.COM / / WEBSABLON.BLOGCU.COM // byKajmeran 2009 Desing - Burayı Kendinize Göre Düzenleyin

Son Yazılar

  • you all everybody şarkısı(lost)

    YOU ALL EVERY BODY ŞARKISI VE KLİBİ İNDİR

    "(You All) Everybody" Video Clip
    - Music and lyrics by Charlie Pace, directed by Alex Cantona via ABC.

    The clip is not as groundbreaking as the video for "Let Me Ride", but it does give us a glimpse into what life on the road with DriveSHAFT is like. Evidently it involves a lot of sweat, hair products, couch-lounging and laminate-flapping.

     

    "(You All) Everybody" Audio Clip - Music and lyrics by Charlie Pace, Chris Seefried.

    If the video footage is too hot to handle, you can always just download the song in tasty mp3 format.


    7/1/2009 | Kategori: unluler | Yorum (1) Yorum yaz! |

    R.carlos

    ROBERTO CARLOS
    10 Nisan 1973'de Brezilya Garca'da doğan Roberto Carlos 70 kilo ağırlığında ve 1.68 metre boyunda.

    Sol ayağındaki kalite ve güç O’nu mevkisinin en iyi oyuncularından biri yapıyor. Bir dünya yıldızı olan Roberto Carlos özellikle 2002 senesinde hangi kupa varsa kazanarak kendi müzesini kurabilecek duruma geldi. Avrupa Kupası, Dünya Kupası, Uluslararası Kupa ve Süper Kupa’yı 2002’de kazanan Carlos, özellikle kaleyi bulan şutlarında her kalecinin en çok korktuğu isimlerden biri.

    Futbola ilk adımı 1990’da Sao Paulo bölgesi takımlarından Araras’ta atan Carlos 14 yaşındayken A Takıma yükseldi. 16 yaşında Brezilya 20 Yaş Altı Milli Takımı’na giren Carlos, 18 yaşında ise Palmeiras takımının idollerinden biri oldu ve Brezilya A Milli Takımı’nın da formasını sırtına geçirdi.

    1996’ta Avrupa futboluna geçiş yapan futbolcu, Serie A devi Inter’e ve bir yıl ardından da efsaneleştiği takımlardan biri olan Real Madrid’e geldi. Hücuma yaptığı katkı ve Madrid’teki yaşam tarzıyla taraftarın gönlünde taht kuran Roberto Carlos, her zaman taraftar ile yakın ilişkiler kurdu ve sol kanatın sayılı isimlerinden biri olduğunu parlak kariyerinde sayısız kez kanıtladı.

    Kulüp Kariyeri
    1996’ta Real Madrid’e katılmadan önce Brezilya’da Palmeiras ve İtalya’da da Inter forması taşıdı. Roberto Carlos Real Madrid’te geçirdiği yılların ardından takımın en uzun süre görev yapan yabancı futbolcusu oldu.

    Carlos 2 Ağustos 2005’te Brezilya vatandaşlığının yanına bir de İspanyol vatandaşlığı ekledi. Bu sayede Real Madrid’te Avrupalı futbolcu statüsünde forma giymeye başlayan Carlos, takımının da açılan kontenjan ile milli takımdan arkadaşı Robinho’yu almasını sağladı.

    İlk kez 2005-06’ta adı transfer görüşmelerinde geçen Roberto Carlos’un uzun süre Fenerbahçe ya da Chelsea’ye gideceği yazıldı.

    2006-07’de Fabio Capello’nun Real Madrid’in başına gelmesiyle Real Madrid’ten ayrılacağına kesin gözüyle bakılan Roberto Carlos’un bu sezonda oyunda kalma süresinde düşüş gözlendi. Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih ile yapılan maçta Roy Makaay’ın kaydettiği ve turnuvanın en erken golü olan sayıda, hatası olduğu gerekçesiyle eleştirilere maruz kaldı ve Real Madrid elendi.

    Roberto Carlos sayısız başarılara imza attığı Real Madrid ile 9 Mart 2007’de yaptığı açıklamada, kontrat yenilemeyeceğini duyurdu.

    6 Haziran’da sabaha karşı ise beklenen açıklama geldi ve Roberto Carlos Fenerbahçe’ye katıldı.

    Milli Takım
    Roberto Carlos’un Brezilya Milli Takımı ile çıktığı 125 maçı bulunuyor ve ulusal forma ile 30’dan fazla da golü var. Roberto Carlos bir süredir milli formayı taşımıyor.

    1996 Yaz Olimpiyatları’nda milli takımın bir parçası olan Carlos burada bronz madalyayı kazandı. Brezilya Milli Takımı ile ilk maçına ise 26 Şubat 1996’ta Amerika karşısında çıktı. Haziran 1997’de ise 34 metreden Fransa’ya kaydettiği golle kariyerinin en güzel gollerinden birine imza attı; Fransa barajını aşan topun auta çıkacağı düşünülürken, muhteşem bir falso alan top Didier Deschamps’ı aştı ve Fabien Barthez’i de yerde çakılı bırakarak ağlarla buluştu.

    1998 Dünya Kupası
    Fransa’da düzenlenen 1998 Dünya Kupası’nda Roberto Carlos, Fransa ile yaptıkları ve kaybettikleri final maçı da dahil toplam 15 maça çıktı, gol kaydedemedi.

    2002 Dünya Kupası
    Kore, Japonya ortaklığında 2002’de düzenlenen Dünya Kupası’nda 7 maça çıkan Roberto Carlos Çin’i 4-0 yendikleri maçta 25 metreden bir gol kaydetti. Almanya ile oynadıkları final maçında da Roberto Carlos ilk 11’deki yerini aldı ve kupa da Brezilya’nın oldu.

    2006 Dünya Kupası
    Çeyrek finalde Fransa’ya elenen Brezilya’da Roberto Carlos milli formaya veda ettiğini açıkladı.

    24 Haziran 2005’te arabasının arka koltuğunda bir radyo istasyonu ile röportaj yaparken soyulan Roberto Carlos’un röportajı gerçekleştirdiği telefonu ve saati çalındı ama kendisine bir zarar verilmedi. Oscar ve Vera Lucia’nın çocuklarından biri olan Roberto Carlos’un Cristiane, Giseli ve Silvia isimli kız kardeşleri var ve Roberta, Giovanna, Roberto Carlos Júnior ve Carlos Eduardo da çocukları.

    ROBERTO CARLOS İSTATİSTİKLERİ VE ZAMAN ÇİZELGESİ
    • 3 La Liga: 1996-97 / 2000-01 / 2002-03
    • 3 İspanya Süper Kupa: 1997 / 2001 / 2003
    • 3 UEFA Şampiyonlar Ligi: 1997-98 / 1999-2000 / 2001-02
    • 1 UEFA Süper Kupa: 2002
    • 2 Uluslararası Kupa: 1998 / 2002
    • 1 İç Eyalet Ligi: 1993
    • 2 Eyalet Ligi: 1993 / 1994
    • 1 Dünya Kupası: 2002
    • 2 Amerika Kupası: 1997 / 1999
    • 1 Konfederasyon Kupası: 1997
    • 1 Gümüş Top: 2002
    • 1 FIFA Yılın Gümüş Futbolcusu: 1997

     

    Tam adı Roberto Carlos da Silva olan oyuncu, 1996'dan beri Real Madrid'de futbol oynuyor. Brezilya milli takımıyla üç Dünya Kupası'nda (1998, 2002, 2006) top koşturan Carlos, Şampiyonlar Ligi'nde yüzün üzerinde maç yapan beş oyuncudan biri.

    Kulüp kariyeri:

    1973 yılında Brezilya'nın Sao Paulo kentinden doğan oyuncu, profesyonel futbol yaşantısına Brezilya'nın Palmeiras takımında adım attı. 1993'de Palmeiras'da oynamaya başlayan Carlos, 1995 yılına kadar bu ekipte düzenli olarak forma giydikten sonra, İtalya'nın İnter takımına transfer oldu. 1995-96 sezonunda forma giydiği İnter formasıyla çıktığı 30 lig maçında, 5 gol atan Roberto Carlos, bir yıl sonra Real Madrid'e transfer oldu.

    Tam 11 sezon boyunca Real Madrid formasını giyen Carlos, İspanyol ekibinin sembol isimlerinden biri haline geldi. Beyaz formayla çıktığı 367 lig maçında, 46 gole imza atan Roberto Carlos; takımıyla Avrupa Kupası maçlarında da 109 kez forma giydi ve 15 gol attı.

    Real Madrid'le 1997, 2001 ve 2003 yıllarında, üç kez İspanya şampiyonluğu tadan Roberto Carlos, 1998, 2000 ve 2002 yıllarında kazanılan Şampiyonlar Ligi zaferlerinde de pay sahibi oldu.

    1995 yılında çifte vatandaşlık alan Roberto Carlos, Real Madrid'in ikinci kaptanıydı.

    19/3/2008 | Kategori: unluler | Yorum (0) Yorum yaz! |

    beyazıt öztürk(beyaz)

    BEYAZ 12 Mart 1969, Bolu doğumludur.

    Eskişehir Anadolu Üniversitesi,Güzel Sanatlar Fakültesi
    Seramik - Heykel Bölümü mezunu. Lisanslı Basketbolcu.

    Istanbul'a gelmeden önce Eskişehir de geçirdiği 6 yıllık dönem içinde iki heykel, iki seramik, bir karükatür sergisi açtı ve bir karma seramik sergisine katıldı.

    Beyaz'ın radyoculuğu yine Eskişehir'de bulunduğu o aktif dönem içinde önceleri bir sosyal faaliyet olarak başlamıştı.

    Birkaç arkadaş Genç Radyoyu açtılar... Beyaz'a sonrasından Istanbul'dan bir radyodan teklif geldi. Sonrasnda Beyaz Istanbul'a gelmiş ve radyoculuğa devam etmiştir.

    Klas FM'de bir patlama yaşamasının adrından Number One TV'ye geçmiş ve başarısı ordada devam etmiştir.
    Radyo Televizyon...
    Number One TV
    Radyo D Wendys Beyaz Show
    Kanal 6
    Kanal D Rifle Beyaz Show
    Wendys Beyaz Show
    Banvit Beyaz Show
    Kanal D Aileler Yarışıyor.
    Best FM
    Star TV Eti Beyaz Show
         
    Izleyici ve dinleyiciyle mutlak bir etkileşimin söz konusu olduğu için, onlardan aldıklarını da biçimleyip sunuyor. Gördüğü, yaşadığı, okuduğu bazı şeyleri bir kenara not aldığını söyleyen Beyaz bunları programında yeri geldikçe kullanıyor. Ayrıca bu notları ilerde bir kitap haline getirmeyi düşünüyor. Kitabın ismi şimdiden belli: "Memleketimden Timsah Manzaraları"

    Türkiye'de izleyicinin birbirine çok fazla benzeyen programlara alıştırıldığını, bu nedenle değişik bir şey yapmaya fazla izin verilmediğini belirten Beyaz, ancak şovcuların tarzlarındaki farkların programa yansıması ile bazı ayrıcalıklar görülebileceğinine inanıyor.
         
    Sinema...
    Nihavent Mucize
    Dansöz
    Biz Size Aşık Olduk - Dizi

    Klip...
    Emel Sayn,
    Aysegul Aldinç, Ben kimselere yar olmam.

    Köşe Yazarlığı...
    Aktüel Dergisi - Kardan Adam


    Ödülleri...
    Altın Kelebek 97
    Boğaziçi Üniversitesi 98
    Istanbul Üniversitesi 98
    Ankara Üniveristesi 98
    Altın Kelebek 98
    Pertevniyal Lisesi
    Castrol 98
    Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği
    Marmara Üniversitesi 99
    Nokta Dergisi 99
    Istanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
    Istanbul Üniversitesi Bilişim Klübü
    Ankara Polis Okulu
    En iyi Talk Show
    99 Zirvedekiler
    En iyi Talk Show

     



    EZAN VE TOP

    İlkokul çağlarımda sokakta arkadaşlarımla top oynarken, annem hep balkondan cağırır:
    "Oğlum Beyazıt ezan okunuyor, eve gel."
    O zamanlar namaz da kılmıyorum. Neden ezan okununca eve gideceğim? O dönemde ezan okunurken benim gibi eve gitmeyip top oynayan arkadaşlarımı tanıyor musunuz:
    Hakan Şükür, Sergen, Hasan Şaş, İlhan Mansız..
    Peki, benle beraber ezan okunurken eve giden arkadaşlarımı tanıyor musunuz:
    Ben, Yaşar Nuri Öztürk ...




    MEMLEKET NERESİ ABİ?

    Plajda tum yabancı erkekler sırtüstü yatarken, Türk erkeği yüzüstü yatar. Bir de beline havlu dolayıp, altından don değiştirmeyi başarır. Sanki orası Şengül Hamamı. Herkes terlik giyerken Türk erkeği plajda tokyo giyer. Plajda genelde yabancılar kitap okur, Türk erkeği cep telefonu ile konuşur.

    Türk erkeğini öteki dunyada da çok kolay ayırt edebiliriz. Mesela Zebani kuyuya ateş atıyor. Bizim Türk erkeği etrafında dolaşır:
    "-Abi günde ne kadar yakıyor.
    -Doğal gaz mı?
    -Memleket neresi abi?"



    BEYAZIT'IN PİPİSİNİ GÖRÜCEZ...

    Çocukluğumda, annem eve cağırdığı komşularıyla sohbet ederdi. Bazan sohbet baygınlık verince,
    "Oğlum hadi teyzelere amcanlara pipini göster" derdi.
    Ben de o sırada ders çalışırdım.
    "Yaa anne dersim var, gösteremem" derdim.
    "Aaaa, ne kadar ayıp!" diye kızarlar...
    Şu işe bakın; göstermek değil de göstermemek ayıp... Çok istiyorsaniz siz birbirinize gösterin. Artık öyle alışmıştım ki, komşu teyzeler gelmeden
    önce ben göstermeye hazırlanıyordum... Bir gün Perihan teyzeler geldi. Annem kapıyı açıp buyur etti... Perihan teyzeden cevap:
    "Yok yok, biz girmeyeceğiz. Beyazıt'ın pipisini görüp gidicez..."



    BEYAZLARINI GÖSTEREN KADIN

    Reklamlarda önüne her gelene beyazlarını gösteren bir kadın var, seyretmişsinizdir. Oğlu anlatıyor:
    "Baba bugün bize Mehmet Ali Erbil geldi, anneme beyazlarını görmek istediğini soyledi. Annem de bütün donlarını gösterdi."
    Ertesi gün: "Baba bugün bize Persil Adam geldi. Valla bilmiyorum, annemle birlikte banyoya girdiler."
    Bir başka gün: "Baba bugün bize Mehmet Aslantuğ geldi. Anneme:
    "Bir de gözlerinizi bağlayıp deneyelim? dedi."



    CEP TELEFONU

    Cep telefonlarının yeni çıktığı zamanlar, iki eleman cuma namazında birisi telefonu o gün almış, namazın ortasında acemi abinin telefonu başlıyor zitdirii zitdiriii...
    Bütün millet küfür ederken abinin çabalarını gören arkadaşı aynen şöyle diyor:
    "kul euzu birabbin nas -yes'e bas-melikin nas -yes'e bas- ilahin nas yese bas

    10/2/2008 | Kategori: unluler | Yorum (0) Yorum yaz! |

    YunuS EmreE

    Türk şairi ve sofisidir (1238-1320). Anadolu'nun hemen her yöresinde ayrı bir mezarı bulunan Yunus Emre'nin hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi henüz yoktur. Şiirlerini derleyen Divan'ının, ölümünden 70 veya 100 yıl sonra düzenlendiği sanılıyor. Risaletün Nushiye (Öğüt Dergisi) adlı küçük mesnevisinden 1307 yıllarında hayatta olduğu anlaşılıyor.

    Edebiyat ve tarih araştırmacısı Fuat Köprülü İlk Mutasawıflar adlı eserinde Yunus Emre'nin Eskişehir'in Sarıköy adlı köyünde doğduğunu, bir küçük çiftçi olduğunu, Taptuk Emre adlı bir şeyhe bağlı bulunduğunu anlatıyor. Köprülü'nün Yunus Emre hakkındaki bulguları, ondan sonraki hiç. bir araştırmacı tarafından ciddî şekilde değiştirilememiştir.

    Sofiliği

    Bektaşî geleneğine göre Yunus Emre, Hacı Bektaş halifelerinden Taptuk Emre'nin dervişidir. Şiirlerinde ele aldığı kavramlar onun derin bir din ve tasavvuf bilgisine sahip olduğunu, İslâm ilimlerini ve İslâm edebiyatını çok iyi bildiğini gösterir. İnsanın Tanrı ile, başka insanlarla ve özellikle kendisiyle olan ilişkilerini düzenlerken, barış, sevgi, inanç kavramlarını esas alan ve «Hakk»ı «halk»ta sevme yolunu önererek Tanrı sevgisini soyutluktan çıkarıp somutlaştıran Yunus Emre, bütün mutasavvıflar gibi, bu âlemin ve bu âlem içindeki tüm yaratılmışların Tanrı'nın birer tecelli'sı olduğuna, bu yüzden Tanrı'dan ayrılamayacağına, ayrı düşünülemeyeceğine inanır. Şiirlerinde, çeşitli biçimlerde hep bu inancı işler (Yaratılmışı severiz, yaratandan ötürü).

    Şiiri

    Yunus Emre'nin, şiirlerinde, aruz kalıplarının hece kalıplarına da uyan ölçülerini seçmesi onun bir özelliğidir. Böylece o, eski Türk şiiriyle Müslüman Türk şiir geleneğini birleştirmiştir. Bu özellik, Yunus'un halk toplulukları tarafından anlaşılmasında, sevilmesinde ve benimsenmesinde en büyük etken olmuştur.

    Onun başarısı en karmaşık konuları, tasavvuf inancını açık-seçik, yumuşak ve tatlı bir anlatımla şiirleştirmesine ve şiiri yalnız bir biçim olarak değil, ince söyleyişler ve sıcak duygularla donatmasına bağlıdır. Yunus, sanat oyunlarına sapmadan, içinden geldiğince ifade ustasıdır. Dizeleri arasında alışılmış anlam kopmaları yoktur, tam aksine, anlam bağlantıları onun özelliğidir ve bu özelliği onun, şiiri sürekli bir sezgi ve duygu içinde söylemesine yol açar.

    Yunus için şiir, umut eden, bu hayattan ve öteki hayattan mutluluk bekleyen, Tanrı'nın öfkesine ve cezalarına değil, sevgisine ve af hazinelerine sığınan insanın sesidir. Yunus, sevgisiz, inançsız, umutsuz insan düşünemediği gibi bunlardan yoksun bir şiir de düşünmemiştir.

    Dili

    Yunus Emre'nin en büyük özelliği dilindedir. Türkçe'nin güzellik, uyum ve ses sırlarını çok iyi bilen Yunus Emre bu bakımdan Türkçe'nin en büyük mimarı ve kurucusu sayılır. Kullandığı deyimler, şiirinin çatısını kuran kavramlar, konuşulan dile getirdiği derinlik yüzyıllar boyu yaşamış, başka şairleri, daha da önemlisi tüm Anadolu halkını inkâr götürmez bir biçimde etkilemiştir. Yunus, «beyaz Türkçe» dediğimiz güzel, arı-duru ve ahenkli Türkçe'nin böylece yapıcısı ve yürütücüsü olmuştur.

    Yunus'un Etkisi

    Bu özellikleriyle Yunus Emre hem en genel anlamında Türkçe'yi, hem halk şiirini, hem de tekke şiiri ve edebiyatım etkilemiştir. Bu etki özellikle Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Niyazii Mısrî, Gevheri, Emrah, Karacaoğlan ve Yunus adını almış sayısız şair üzerinde açıkça görülür.

    Yunus'un, Âşık Veysel'den başlayarak etkisi bugünkü şairlerimizde de görülür. Özellikle şairin arı dili, yol gösterici niteliğiyle onun, çağdaş edebiyatta da öncülüğünü mümkün kılmıştır.

    Araştırmalar

    Yunus Emre konusunda ilk bilimsel araştırmayı Fuat Köprülü yaptı. Ondan sonra Burhan Toprak, Abdülbaki Gölpınarlı, Cahit Öztelli, Sabahattin Eyüboğlu, Nezihe Araz değişik açılardan, Yunus Emre'yi yorumlayan çalışma ve incelemeler yaptılar. UNESCO, 1972 yılını hümanist şair Yunus Emre yılı ilân etti ve aynı yıl İstanbul'da «Uluslararası Yunus Emre Semineri» yapıldı.

    Bugün, her yıl Eskişehir'de Yunus Emre Derneği tarafından şair adına bir toplantı düzenlenir, sergiler, konferanslar ve yeni araştırmalar kamuoyuna sunulur.

    9 Mezarlı Şair

    Yunus Emre'nin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde mezarı vardır. Bu, halkın şairi ne kadar benimsediğini, kendine mal ettiğini ve «o bizdendi» dediğini ifade eder. Yunus'un, Sarıköy'deki (Eskişehir) mezarından ayrı, Bursa'da, Karaman'da, Salihli'nin Emre köyünde, Afyonkarahisar'ın Sandıklı bucağında, Sivas'ta, Konya Aksarayı'nda, Isparta'da Keçiborlu'da, Erzurum'da Dutçu köyünde mezarı vardır.



    (Solda) Yunus Emre'nin ölümünün 650. yılında çıkarılan pul (1971). Grafik düzeni Namık Bayık'ın, desen Gündüz Gölönü'nün. N. Emenli koleksiyonu.

    (Sağda) İstanbul-Ankara demiryolu boyunda, Sarıköy'de, Yunus Emre'nin anıtmezarı. Çift hat yapımı sırasında mezarın yerini değiştirmek gerekmiş ve bu olay onbinlerce insanın kendiliğinden katıldığı sessiz bir törene yol açmıştı (1948). Halkın bağışlarıyla gerçekleştirilen mezara Yunus Emre'den şu dörtlük yazıldı: «Hakdan gelen şerbeti içtik elhamdülillah Sol kudret denizini; geçtük elhamdülillah Derildük pınar olduk, irküldük ırmağ olduk Akduk denize dolduk taşduk elhamdülillah»

    23/1/2008 | Kategori: unluler | Yorum (0) Yorum yaz! |

    Jim Carrey (1962 - .... )

    Jim Carrey (1962 - .... )
    [Resim] Asıl adı James Eugene Carrey olan ünlü aktör, 17 Haziran 1962’de Kanada-Toronto’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasının işten atılmasıyla parasal yönden iyice kötüye giden durumu düzeltmek ve eğitimini devam ettirebilmek için bir fabrikada güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladı. Okuldaki başarısızlığından dolayı, liseden ayrıldı fakat okul yıllarında kendine özgü komedyen kişiliğini ve yeteneklerini keşfettikten sonra, 15 yaşından itibaren Kanada’nın gece kulüplerinde stand-up show’lara başladı. Yüzünün ve vücudunun esnekliğini kullanarak seyircileri saatlerce güldürmeyi başarabiliyordu.

    Gece kulüplerindeki başarısını Hollywood’a taşımak isteyen Carrey, 1982’de, NBC-TV'nin dizisi "The Duck Factory" de rol almayı başardı ve bu başarısını 13 dizi sonuna kadar devam ettirdi. İlk olarak bir vampir-komedi olan "Once Bitten" da rol alan başarılı komedyen, "Peggy Sue Got Married" filmi ile yavaş yavaş zirve basamaklarını çıkmaya başladı. Clint Eastwood’un oynadığı "The Dead Pool" filminde de sorunlu bir rock yıldızını canlandıran aktör, ardından 1989 yılında Geena Davis ile birlikte rol aldığı "Earth Girls are Easy" filmiyle en büyük başlangıcını yaptı.

    1991 yılında ilk özel şovunu yapan Carrey, Fox Broadcasting Co. tarafından gerçekleştirilen "Doing Time On Maple Drive" adlı haftalık dizide oynadı. 1994 yılında oynadığı "Ace Ventura: Pet Detective" (Sakar Dedektif) onun ilk sinema başrolüydü ve budala dedektif rolüyle şöhrete kavuştu. Ardından başarılı sanatçıyı dünya çapında bir star haline getiren ve dünya seyircilerinin beğenisini kazandıran "The Masc" (Maske) filminde oynadı. Daha sonra 1996’da "Cable Guy" filmiyle seyircilerin karşına geçen Carrey, sadece bir komedyen olmadığını aynı zamanda diğer rollerdeki oyunculuğunun gücünü de gösterdi.

    Komedi filmleriyle artık o tüm dünyanın beğenisini kazanmıştı ve bu başarısı ona bir çok ödül getirdi. "Dumb and Dumber" daki oyunculuğu sayesinde 'Yılın NATO / SheWest Komedi Yıldız'ı seçildi. MTV'nin düzenlediği ödül töreninde "Ace Ventura: Pet Detective" filmiyle "En İyi Erkek Performansı" ve "En İyi Komedi Oyuncusu Performansı" dallarında ödül sahibi oldu. "The Mask" filmi ile de Altın Küre Ödülü’ne aday gösterildi. Hayran kitlesi giderek artan başarılı komedyen "The Truman Show" ile seyircilerin karşısına bambaşka bir kimlikle çıkmakla birlikte eleştirmenler gözünde de oyunculuğunu kanıtladı. Ayrıca "Liar Liar" (Yalancı Yalancı) filmindeki performansıyla 1997’de düzenlenen MTV Film Ödülleri’nde "En İyi Komedi Oyuncusu Performansı" dalında ödülün sahibi oldu.

    Los Angeles'a ilk geldiğinde tanıştığı garson Melissa Womer'den 1994 yılında boşanan aktör, ardından "Dumb and Dumber" filminin aktris'ti Lauren Holly'le evlendi fakat bu ilişki de uzun sürmedi ve 1998 yılında boşandılar.

    "Man On The Moon" filminde geçmişte komedi dalında ün yapmış olan Andy Kaufman'ı canlandırdı. 2000 yılının sonuna doğru ise "Me, Myself and Irene" (Ben, Kendim ve Sevgilim) filmiyle sinema severlerin karşısına çıkan Jim Carrey, daha sonra "Grinç" filminde de rol aldı. Son olarak başarılı aktör, 2001 yılında vizyona giren "The Majestic" filminde hırslı ve girişken bir Hollywood senaristi olan fakat daha sonra bir kaza sonucu hafızasını kaybeden Peter Appleton’ı canlandırdı.
     
    Filmleri:


    • The Mask /Maske (1994)
    • Ace Ventura: Pet Detective /Budala Dedektif (1994)
    • Dumb and Dumber /Salak ile Avanak (1994)
    • Batman Forever /Batman Daima (1995)
    • Liar Liar /Yalancı Yalancı (1997)
    • The Truman Show /Truman Show (1998)
    • Man on the Moon /Aydaki Adam (1999)
    • How The Grinch Stole Christmas /Grinç (2000)
    • Me Myself Irene /Ben, Kendim ve Sevgilim (2000)
    • The Majestic /Macestik (2001)
    • Bruce Almighty /Aman Tanrım (2003)
    • Eternal Sunshine of the Spotless Mind /Sil Baştan (2003)
    • Lemony Snicket`s A Series of Unfortunate Events /Talihsiz Serüvenler Dizisi (2004)
    • Fun with Dick and Jane /Dick ve Jane İş Başında (2005)
    • The Number 23 /23 Numara (2007)

    21/1/2008 | Kategori: unluler | Yorum (0) Yorum yaz! |

    Engin Günaydın

     Engin Günaydın
    Doğum tarihi 23 Ocak 1972
    Doğum yeri Tokat, Türkiye
    Eğitimi Hacettepe Konservatuvarı
    Mesleği Oyuncu


    Engin Günaydın, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu.
    İlkokulu Tokat Turhalda okudu,Ortaokulu Tokat Erbaada.Liseyi ise İzmitte..
    Konservatuarı Ankara ve İstanbulda.
    Geç uyanmayı sever.Ağır ağır kahvaltı yapar,gazetelerini okur.
    Arkadaşlarını sık sık ziyaret eder,PlayStation'a büyük bir tutkusu vardır.
    İlk önce Oto Gargara'da küçük rol almış olup bir Demet Tiyotra'da Zabıta İrfan rölü ile adından sözettirmiş daha sonra Mehmet Ali Erbil ve Emel Sayın'ın baş rolönünü oynadığı Aşkım Aşkım adlı dizi de aşçı rolünde oynamıştır
    İlk olarak Zaga programının kısa skeçlerinde çıkan Engin Günaydın, Avrupa Yakası adlı televizyon dizisinde, Burhan Altıntop karakterini canlandırmış ve oldukça ilgi görmüştür. Ayrıca "O Hikayedeki Mal Benim" adında bir stand up gösterisi yapmaktadır.
    Birçok dizi, sinema ve reklam filmlerinde rol almıştır.
    Önemli rollerinden biri de "Bir Demet Tiyatro"da canlandırdığı Zabıta İrfan'dır.
     
    Filmleri - Oyuncu (11 Film)
    Takva Erol 2005
    Size Baba Diyebilir Miyim? Mahir 2004
    Avrupa Yakası Burhan 2004
    G.O.R.A Dergi Editörü 2003
    Yazı Tura Sencer 2003
    Alacakaranlık 2003
    Hadi Uç Bakalım Senayi 2003
    Yazgı 2001
    Aşkım Aşkım Tarık Usta 2001
    Güneş Yanıkları Sacit 2000
    Bir Demet Tiyatro İrfan 1997

    Filmleri - Senaryo (1 Film)
    Dış Kapının Mandalları 1998
    Ödülleri 13.Ankara Film Festivali,
    2001
    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Yazgı

    4/1/2008 | Kategori: unluler | Yorum (0) Yorum yaz! |

    Gürgen Öz



    Doğum Yeri : Zonguldak
    Doğum Tarihi : 1978
    Eğitimi : Lisans



    10/05/1978'te Zonguldak'ta dünyaya gelen Gürgen Öz, bir bakıma babasının doğa tutkunluğunun kurbanı olmuştu.
    Ablası Yaprak ve bebekken kaybettiği Bulut ismindeki kardeşlerinden de anlaşılacağı gibi herşey babasının doğaya olan tutkunluğundan doğmuştu. Şimdilerde bile bize ilginç gelen bu isimle küçükken daha da zorluk çektiğini anlatan Gürgen öz, babasının da çocukken hep kendisiyle şakalaştığını, dalga geçtiğini de söylemeden edemiyor.
    Okuldayken de çok fırlama bir çocuk olan genç oyuncu, tiyatro koluna girdikten sonra biraz durulmuş.
    Sahneyi daha o yaştan çok sevmiş ve böylece tiyatroyu kafasına koymuş. Zonguldak TED Koleji'nden sonra her ne olduysa bir anda kendini İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji bölümünde buluvermiş.
    Kısa sürmemiş kendine gelmesi ve esas yolunu bulması. Konservatuvar sınavına girmiş ve kazanmış. Böylece Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nün kapıları açılmış Gürgen'e. Üstüne bir de tiyatro rejisi masterı yapınca Bakırköy Belediye Tiyatroları'nın kadrolu oyuncusu oluvermiş.
    Gürgen, bugüne kadar birçok dizide konuk oyuncu olarak da rol almış; fakat en büyük çıkışını "Aşk Oyunu" dizisiyle yapmış bulunuyor. "Serkan" adlı fırlama karakterle bir anda geniş bir hayran kitlesi edinen Öz, Okan Bayülgen'le beraber Tv Makinası'nın da kadrosuna dahil olunca önlenemez bir yükselişe geçti. Günden güne oyunculuğu beğeni topluyor ve hayran kitlesi büyüyor.

    4/1/2008 | Kategori: unluler | Yorum (0) Yorum yaz! |

    sarp apak

    SARP APAK

    11 Kasım 1981’de [[muş’da doğan genç oyuncu, babasının işi nedeniyle 5 yaşına kadar Diyarbakır’da ikamet etti. Daha sonra ailesiyle birlikte Bursa’ya taşındı ve bu şehirde büyüdü.

    O sıralar işletme eğitimi almayı planlayan oyuncunun tiyatro hayatı, annesi, teyzesi ve yengesinin yetenek sınavlarına başvuru formu almasıyla başladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümü’nü (2004) bitirdikten sonra, okuldan hocası Barış Erdenk’in desteğiyle İstanbul’a gitti.

    Sadri Alışık Tiyatrosu’nda sergilenen “Ağır Roman” adlı eserde başarılı bir oyunculuk çıkarttı. O senenin sonunda Yılmaz Erdoğan’ın da yer aldığı BKM Grubu’na dahil oldu ve Organize İşler'de de küçük bir rolde oynama fırsatı buldu. Anadolu Kaplanı, En Son Babalar Duyar dizilerinde ve Doğtaş reklamlarında da rol aldı. “Sizinkiler Dünya Kaç Bucak” adlı çocuk oyununda oynadı ve bu oyunla Türkiye turnesine çıktı. BKM’nin yanında “Mutfak” adlı ufak bir sahnesi olan bir mekanda stand-up gösterileri de yapan yetenekli oyuncu, asıl şöhretini Avrupa Yakası’ndaki Tanrıverdi rolüyle yakaladı. Daha sonra yer aldığı İşTcell reklamlarıyla da büyük beğeni topladı. Mimikleri ve hareketleri çok beğenilen Apak, Gazanfer Özcan - Gönül Ülkü Tiyatrosu’nda da “Öp Babanın Elini” adlı oyunda “Emrecan” rolünde oynamaktadır.

    Koyu Beşiktaş taraftarı olan Apak, kendi yazıp bestelediği “Aşkınla Yandım” şarkısıyla birçok rock müzik dinleyicisinin listesine girmeyi başardı. Şöhret basamaklarını birer birer tırmanmasına rağmen mütevazılığını her zaman korumayı başardı.

     

    3/1/2008 | Kategori: unluler | Yorum (4) Yorum yaz! |

    ata demirer

     


     
    Ata Demirer
    Ata Demirer, 1972 yılında Bursa'da doğdu.

    1991 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk Müziği bölümünü kazandı. İlk kez 1995 yılında "Komik Para" adlı oyunla tiyatro sahnesinde kendini gösterdi.Tek Kişilik Dev Kadro isimli tek kişilik gösteride bulundu. Kendisini Modern Meddah olarak tanımlamaktadır.

    Filmleri
    Vizontele Tuuba (2003)
    Kısık Ateşte 15 Dakika(2006)
    Neredesin Firuze (2003)

    TV dizileri
    Tatlı Hayat
    Avrupa Yakası
    Korsan Tv

    Gösterileri
    Tek Kişilik Dev Kadro
    Ata Demirer Show

    TV programları
    Korsan TV
    'Vizontele Tuuba'nın telekutucusu, 'Neredesin Firuze'nin Hamit Hayran'ı, 'Avrupa Yakası'nın Volkan'ı Ata Demirer 'Komedyenin seksüel bir saldırganlığı olması lazım' diyor

    Müzisyen olmak için konservatuvarda müzik okumaya başlayan Ata Demirer komedyen olmak için de üçüncü sınıftayken okulu bırakmış. 'Ama çok faydası oldu. Müziği iyi bilen bir komedyen olmak büyük avantaj çünkü' diyen Demirer yedi yıldır 'Tek Kişilik Dev Kadro' adlı gösterisini sürdürürken yeni yıla da 'Neredesin Firuze', 'Avrupa Yakası' gibi önemli projelerle girdi. Şimdi de yaz aylarında çekmeyi planladığı, senaryosunu kendisinin yazdığı absürd bir komedi filmi için çalışıyor.

    Yedi yıldır bu sektördesiniz ama son günlerde herkes sizden bahsediyor.

    Bütün işler üst üste geldiği için herhalde. Ama popülerlik yalan bir şey. Çok iş yapıp parlar, sonra sönersin.

    Bunun geçici bir durum olduğunu mu düşünüyorsunuz?

    Kalıcı olacağıma inanıyorum ama şu anki fazla sosyal bir muhabbet. 'Neredesin Firuze', 'Vizontele Tuuba', dizi, oyun. Bu da bir aranjman yaratıyor tabii.

    GÜLSE, G.A.G.'IN ETKİSİNDEN ÇIKIYOR

    'Avrupa Yakası'nda şarkıcı olmak isteyen ama babasının muhallebicisinde çalışmak zorunda kalan, herkese farklı davranan Volkan'ı canlandırıyorsunuz. Bu karakter çok oturdu üzerinize...

    Ben değişken tipler canlandırabiliyorum, avantajım bu. Dizide de bir anda iki, üç karakteri oynamam gerekiyor. Mesela anneye dönüyor başka, babaya dönüyor başka biri oluyorum.

    Dizinin senaryosunu Gülse Birsel yazıyor. Nasıl buluyorsunuz?

    Gülse çok başarılı ve çalışkan. Benim gibi doğaçlama oynayan bir adamı bir metinle sabit tutabilmek çok güç. Bazen yazdığı metne bire bir uymuyorum. Ama bu bir avantaj. Çok komik oluyor çünkü.

    Oyunculuğunu nasıl buluyorsunuz Gülse Birsel'in? Genelde 'Sanki G.A.G.'ı sunuyor' şeklinde eleştirildi.

    G.A.G. çok uzun dönem yaptığı bir şey olduğu için zaman zaman etkisinde kalıyor ama bu geçici bir şey. Bence oturmaya başladı.

    İÇİMDE BİR SÜRÜ ADAM VAR

    Tek kişilik oyununuz da devam ediyor. Oyunun metinlerini siz mi yazıyorsunuz?

    Ben yazıyorum.

    Birbirinden farklı tipleri canlandırıyorsunuz. Sizin ruh durumunuzu biraz yansıtıyor mu bu?

    Kendimi eğlendirmek için bukalemun gibi davranıyorum. İçimde bir sürü adam var. Mesela Balık Pazarı'na gidip alışveriş ediyorum, bir anda 40 yıllık tüccar gibi oluyorum. Aslında Volkan biraz bana benziyor.

    Korsan TV'de Fatih Terim, Emrah, Bülent Ersoy, Müslüm Gürses taklitleri yapıyordunuz. Onlarla konuşma fırsatınız oldu mu? Nasıl buluyorlardı sizi?

    Hepsiyle tanışıyorum. Hep olumlu şeyler söylediler. Fatih Hoca iyi yaptığımı söyledi, Bülent Hanım arayıp tebrik etti. Ama onları ben bitirdim.

    Ama insanlar sizi genelde öyle hatırlıyor.

    Evet ama tehlikeli bir tarafı da var çünkü hep onları yaptığımı zannediyorlar. Oysa sürekli kapalı gişe oynayan bir oyunu taklitle nasıl doldurursunuz? Oyuna geldiklerinde o önyargı kalkıyor zaten.

    'Neredesin Firuze'nin soundtrack'inde de dört şarkınız var. Herkes bayılıyor, özellikle de 'Maskeli Balo'ya.

    Çok eğlenceli bir işti. Öyle stüdyo çalışması, 'Ay Maskeli Balo'yu okuyacağız, çalışalım' gibi bir durum yoktu. Oradaki Hamit Hayran'ın sesi tam tavernacı gibi. Ben de bir zamanlar piyanist şantörlük yaptığım için kolay oldu.

    Albüm teklifi geliyor mu?

    Çok teklif geliyor. Ne yapacağıma karar versem olur ama para için yapmak, seyircimi küstürmek istemiyorum. Çünkü çok sadık bir kitle var. Hiç popüler olmadığım dönemlerde bile salonları doldurup bu işten ekmek yememi sağladılar. Onları üzmek istemem. 'Vay be Ata'ya bak gitti türkü kaseti yaptı' dedirtmem.

    Konservatuvarda müzik okuyordunuz, bitirdiniz mi?

    3'üncü sınıfta bıraktım komedyen olmak için. Ama çok faydası oldu. Müziği iyi bilen bir komedyen olmak büyük avantaj çünkü

    Gündelik yaşamda ciddiye alınmadığınız durumlar oluyor mu?

    Olmuyor. Eskidendi o Kemal Sunal sendromu.

    Nasıl birisiniz peki?

    Kendime göre hayallerim, özlerim var. Bir teknem var. Denizde çok mutluyum. Sahnede denizi, denizde sahneyi özlüyorum. Tutkularının arasında kaybolmuş bir ruh!

    En başarılı televizyon yıldızı Okan Bayülgen

    Türkiye'deki stand-up'çıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Herkesin tarzı farklı. Ben farklı bir mizah yapıyorum. Okan Bayülgen hayatımda gördüğüm en başarılı televizyon yıldızı, show buisness'ı en iyi yapan o. Beyaz genç kızların sevgilisi ve televizyonda başarılı. Cem Yılmaz zeki, espri hamuru çok sağlam iyi bir stand-up komedyeni. Ben de karakter komedisiyle bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

    Neden kadın stand-up'çı yok?

    Komedyenin seksüel bir saldırganlığı olması lazım. Yırtıcı bir iş olduğu için kadını biraz yıpratır. Bir de şu çok acayip, mizah tezatların sonucunda ortaya çıkan bir şey değil midir? Şimdi bir adam görüyorsunuz sahnede, bir anda kadın sesiyle bir şey yapıyor ve sert imajı bir anda dağılıyor. Bu bir tezat. Kadın zaten yumuşak olduğu için, onun yaptığı esprilerle vücudu örtüşüyor. O yüzden komik olamıyor. Ama erkekteki pozisyon farklı. 'Karı gibi gülme durumu' yani. Karı gibi gülme durumunda güldüren olduğu zaman daha fena çakıyorsun.

    SANAT FİLMİ YAZSAM EŞEKLİK ETMİŞ OLURUM

    Bir film senaryosu yazıyormuşsunuz, bitirdiniz mi?

    Bitmek üzere. Absürd komedi olacak. Yazın çekime başlamayı düşünüyoruz. Şimdilik sadece çok sağlam bir şey olacağını söyleyebilirim.

    İlk kez sinema filmi senaryosu yazıyorsunuz. Bu teknik gerektiren bir şey değil mi?

    Senaryo yazmak zor bir şey değil. Teknik gerektiren bir şey ama yazdığınız filmin türüne göre değişiyor. Absürd bir şey çekecekseniz, bunu bir mizahçının yazması kadar doğal bir şey olamaz ama bunu bir sanat filmi için söylersem eşeklik etmiş olurum tabii.
     
    Ata Demirer'in yedek kulubesinden gol atma hayali

    Ata Demirer, Avrupa Yakası'ndan ayrıldıktan sonra altı ayda hazırladığı yeni stand-up gösterisiyle sahnelere dönüyor.Diziden ayrıldıktan sonra Bozcaada'da inzivaya çekilen Ata Demirer, "Havadan-Sudan" adlı yeni bir stand-up gösteri hazırladı.
    09 Ekim 2006 06:43

    Demirer, "Şu an yedek kulübesinde gol atmayı bekleyen bir adam var... İşe ilk başlayan, o idealist çocuğu çok özlemiştim. O çocuk şimdi geri geldi" dedi. Ünlü komedyen, pişmanlıklarından Özlem Kaya ile olan birlikteliğine ve "Avrupa Yakası"nda yaşananlara kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu. İşte Sema Denker'in özel röportajı...
    Yedek kulübesinde gol atmayı bekliyorum

    "Avrupa Yakası"ndan ayrıldıktan sonra Bozcaada’da inzivaya çekilen Ata Demirer, altı ayda hazırladığı "Havadan-Sudan" adlı yeni stand-up gösterisiyle sahnelere dönmeye hazırlanıyor. Ünlü komedyen, pişmanlıklarından Özlem Kaya ile olan birlikteliğine, "Avrupa Yakası"ndan Ramazan Bayramı sonrası sahneleyeceği stand-up gösterisine kadar birçok konuda açıklamalar yaptı. Demirer; "Şu an yedek kulübesinde gol atmayı bekleyen bir adam var" diyor.

    * Bayramdan sonra başlayacağınız yeni stand-up gösterinizden bahseder misiniz?

    - "Tek Kişilik Dev Kadro" isimli ilk gösterim, çok süratli ve renkliydi. Yedi yıl boyunca bu gösteriyi sahneledim. Aslında bir yıl daha götürürdüm ama kendi oyunumdan artık sıkılmıştım. Sistemli çalışarak ilk gösteriyi aşabileceğim yeni şeyler hazırladığıma inanıyorum. Çok sancılı bir altı ay geçirdim ama şimdi mal elimde ve ona çok güveniyorum.

    * Her şey değişti mi?

    - Her şey değişti. İlk gösteri aslında bir yetenek gösterisiydi. Bu yüzden de eleştiriye açıktı. Zaten, "Çok taklit yapıyor, çok kendinden bahsediyor" gibi eleştiriler de aldım. Bu gösteri, daha aktüel. İçinde siyaset var, siyasetçiler var, gençlerle ilgili hikáyeler var, vs. Yani tam bir stand-up oldu bu. İlk gösterideki aslan-ceylan hikáyesi, Fatih Terim’ler, Bülent Ersoy’lar, yeni oyunda yok artık. Hiçbir şekilde eskiye yaslanmadık. Bunların yerine başka arkadaşlar geldi.

    * İsim de değişti tabii...

    - Değişti, "Havadan-Sudan" oldu. Öyle havadan, sudan konuşacağız işte. Bazı sohbetler, ’havadan-sudan konuştuk’ diye basite indirgenir ya, aslında o sohbetin altı çok doludur. Dolayısıyla bizim hava ve su anlayışımız da öyle. Seyirciyle muhabbet edeceğiz. Ben bu gösteride daha farklı şeyler deneyeceğim. Bir performans sanatçısı kendini her zaman yenilemelidir. Hayal kırıklığı ve riski göze alıyorum. Sonuçta bunu yapmasaydım, dünyanın en zengin adamı bile olsam, psikolojik olarak rahat edemezdim.

    * Yerli Harry Potter tadında bir film çekmeyi planlıyordunuz. Hatta senaryosunu bile yazmaya başlamıştınız. Ne durumda bu projeniz?

    - Hayata geçmesi zor bir proje. Olurdu ama istediğimiz gibi olmazdı. Şimdi başka fantezilerim var.

    * Mesela?

    - Mesela gişe filmi kokmayan, dramatik tarafımı gösterebileceğim bir filmde oynamak istiyorum. Çağan Irmak, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, beni plastik olarak değerlendirmeyip, başka taraflarımı algılamak isterlerse, bana çok büyük iyilikleri dokunmuş olur. Robin Williams gibi Ölü Ozanlar Derneği tarzı bir film bekliyorum. Gerçek hayatta karşılığı olan hikáyelerin içinde olmak istiyorum. Yani benim derdim sinema. Emin olun şu an yedek kulübesinde gol atmayı bekleyen bir adam var. Biri, bir gün beni oyuna sokacak ve ben de o golü atacağım. Maçı da alacağım.

    AVRUPA YAKASI 10 YIL DAHA GİDER

    * Çok soruldu ama Avrupa Yakası’ndan neden ayrıldınız?

    - Üçüncü sezona başlarken hem yapımcıya hem de Gülse Birsel’e sezon sonunda işten ayrılmak istediğimi söyledim. Onlar da anlayışla karşıladı ve ona göre senaryolar yazıldı. Bunu bir futbol maçı gibi düşünün. Ben o kulüpte oynamak istemiyordum. Bu tamamen yenilenme arzusuyla ilgili bir şeydir. Televizyon, alışkanlıkların makinesidir. Ama ben sahnede, canlı canlı, riskleriyle, korkularıyla, enerjisiyle, alkışıyla büyük oynamaya alıştım. Dolayısıyla çok özlemiştim sahneyi. Artık dizi çekerken huzursuz olmaya başlamıştım. Ben huzursuz olunca, doğal olarak etrafımdaki insanlar da huzursuz oluyor. Planladığımız gibi sezon sonunda karşılıklı feragat ettik.

    * Gülse Birsel ayrılmanızın diziyi etkilemeyeceğini söylemişti...

    - Dizi devam eder tabii. Çünkü matematiği ona göre kurulmuş. Benim durumumda Tamer Karadağlı olayı yoktu. Yani hikáye benim üzerime dönmüyordu ki. Ben sadece Volkan’ı çok parlak oynadığım için biraz ön planda gibiydim.

    * Yani hikáye önemli...

    - Tabii her zaman büyük senarist vardır. İyi bir teknik direktör varsa, hemen araya birini monte eder. Yani o kadar da kendini büyütmene gerek yok! Benim kendi egomu büyüttüğüm ve iddialı olduğum yer, sahne. Bu konuda kapışmak isteyen varsa, sahneye çıkarız. Ama dizide, sinemada, sana verilen rolü çok iyi oynarsan, oynarsın. Sensiz o işin gitmemesi için, senin üzerine dönen bir iş olması lazım. Mesela "Çocuklar Duymasın" dizisi, tamamen Tamer Karadağlı üzerine kurulu olduğu için, o çıktıktan sonra dizi sallandı ve düştü. Bizim dizinin ise ilk 40 bölüm hariç, ondan sonraki bölümlerinde çok doğru bir matematiği vardı; herkese şans verildi.

    * İlk 40 bölüm sizin üzerinize mi kurgulandı?

    - Benim üzerime dönüyormuş gibi oluyordu. Ama senaryoda öyle değildi. Volkan Bayhan oldu, Lerzan oldu derken iş bir anda genişledi ve övünülecek bir hál aldı. Yenilendiği sürece bu dizi 10 yıl daha gider. Mesela şimdi Peker Açıkalın’ın canlandırdığı kapıcı çok başarılı bir karakter. Onun, benim zamanımda da olmasını çok isterdim açıkçası. Ben kimseyi yarı yolda bırakmam. Ben gidince, her şeyin çok farklı olacağına inansaydım, farklı şeyler de yapardım.

    BİR HESABIM VAR

    * Verdiğiniz kararlardan pişmanlık duyuyor musunuz?

    - Hayır, verdiğim kararların hepsinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım. Çünkü ben bu işe ilk başlayan, o idealist çocuğu çok özlemiştim. O çocuk şimdi geri geldi. Geçmişe bir sünger çektim. Bundan sonra da o heyecanımı hiç kaybetmek istemiyorum. İlk başladığımda deli gibi çalışarak kendimi göstermek istedim. Ben şimdi yine kendimi deli gibi göstermek istiyorum. Kendimi kandırdığımı hissettim ve tekrar sıfırdan başlamaya karar verdim. Yani yediğimin, içtiğimin, kazandığımın hiçbir anlamı, hiçbir tadı, lezzeti yoktu. Bu yeni oyunu halledersem, yani tahmin ettiğimiz gibi bir etki yaratırsa, o zaman çok daha mutlu bir insan olacağımı hissediyorum. Kendimle ilgili bir hesabım var; tekrardan başa dönülebildiğini görmek istiyorum.

    * Peki Hümeyra Hanım ile tartıştınız. Her şey yazıldığı gibi miydi?

    - Geçsek bu konuları... Yorum yok.

    * Sevimli, yetenekli genç Ata Demirer, bir anda huysuz, kaprisli, şımarık biri olarak anılmaya başlandı...

    - Böyle biri olmadığımı herkes bilir. Ben sadece bir ara çok yoruldum. Bu yorgunluk sırasında hiç düşünmeden cevaplar verdim, gaflar yaptım. Şimdi ise temizim. Detoks yaptırdım. (Gülüşmeler) Ben de insanım ama inan şımarmış bir adam değilim. Şımarıklığın anlamını biliyorum. Benim her şeyim ortada.

    * Başka yeni projeniz var mı?

    - Bir mizah kitabı çıkarmayı düşünüyorum. Bu yeni gösteri biter bitmez kitabı çıkartacağım.

    Ezel Akay’dan özür diliyorum

    4 "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?" filminde oynayacaktınız. Neden ayrıldınız?

    - Sekiz yıllık sanat geçmişimde, gerçekten çok utandığım ve pişman olduğum tek olay, Ezel Akay’ı hayal kırıklığına uğratmamdır. Çünkü söz verdiğim halde, maalesef sözümde duramadım. Bunu hayatımda ilk kez yaptım. Çok üzgünüm!

    4 Ne oldu peki?

    - Çok yoğun ve yorgun bir dönemdeydim. Gösterimi bitirmiş, 2005 yılında da Avrupa Yakası’ndan ayrılmayı düşünüyordum. O yüzden Ezel Ağabey ile bu film için çok rahat konuştum. Fakat sonradan, Avrupa Yakası’nda bir sezon daha oynamam gerektiğini düşündüm. Çünkü sokaktaki insanın sevgisi çok yoğundu. Dolayısıyla film ile Avrupa Yakası aynı anda gitmezdi. Şu an bu teklif gelmiş olsa, daha farklı davranırdım. Oradan bir ders çıkardım.

    4 Ezel Bey kırılmış, belki de kızmıştır size?

    - O günden sonra onunla hiç konuşmadık. Ama ben buradan sizin aracılığınızla kendisinden özür diliyorum. İnsanlar hata yapar. Bu filmde yer alamamak, benim tamamen kişisel planlama hatamdan kaynaklanıyor. Yoksa, gayet güzel bir film oldu. Mecbur kaldığım bir fikir değişikliği sonucu ortaya böyle bir şey çıktı. Pişmanım yani! Ezel Akay’ı kırdığım için de çok üzgünüm.

    Çocuk doğur diye yalvarabilirim

    * Özlem Kaya ile berabersiniz değil mi?

    Evet. Uzunca bir süredir birlikteyiz.

    * Hatırlarsanız benimle yaptığınız röportajda, arkadaşız demiştiniz...

    Efendim tabii insan olgunlaşıyor...

    * Nişanlandığınız yazıldı, doğru mu?

    Aramızda sembolik bir şey oldu ama bu nişan değildi.

    * Evlenecek misiniz?

    Bu karşılıklı hissetme ve zamanlama meselesidir. Açıkçası ben kendimden çok emin olamıyorum. Yani uzun vadeli planlar yapamıyorum. Yarın sabah, çocuk doğur diye yalvarabilirim de. O da beni çok iyi tanıdığı için bu kadar yıldır birlikteyiz. Her şeyden önce bizim çok iyi bir arkadaşlığımız var. Bir ilişkide de en önemli şey, birlikte konuşup, eğlenebilmektir. Bunu yaşayabildiğimiz için de bir sıkıntı çekmiyoruz.
    (Hürriyet)
     


    Sinem Vural

    Uzun süredir gözlerden uzak olan Ata Demirer, ’ara sıcak’ diye tanımladığı "Exit" adlı albümünü çıkardı. 19 Ocak’tan itibaren her cuma İstanbul Beşiktaş Kültür Merkezi’nde Ata Demirer Show’la izleyici karşısına çıkacak olan ünlü komedyen, albümünde en çok beğenilen şarkısı "Fındık Fıstık" için, "O şarkı Tarkan mizahıdır" diyor.

    Ata Demirer uzun süredir göz önünde değildi. Bir baktık Exit adlı bir albüm çıkarmış. Ekranlarda olmadığı sürede Ata Demirer neler yaptı?

    - Üç aydır albümle uğraşıyordum. Bu arada "ekstra" tabir ettiğimiz gösterilere çıktık. Bunlardan birinde 15 bin kişinin önüne çıktım ki 15 bine bir, çok adil bir karşılaşma değil. Gerçekten iyi bir deneyimdi, çok eğlenceliydi. Ses de var, fizik de malum.

    Müzik ve komedyenlik birbiriyle iç içe ama iki ayrı kavram. Hayatınızdaki önem sırasını sorarsak?...

    - Komedinin içinde müzik vardır. Salt komedi, müzikli komedinin yanında kuru kalır. Müzik hikayelere can verir. Örnek verebilirim size; mesela Demet Akbağ’ın mizahına bir bakın; halk müziği sanatçısı, acıların kadını Bergen’i canlandırırken, müzikleri seslendirirken kendi sesini kullanıyor. Metin Akpınar’ı da örnek verebilirim. Mizahın tadı başka, müziğin tadı başka. Hacıbekir Lokumu gibi. Ama kendimi mizahla daha kolay ifade ediyorum.

    Albümün adı neden Exit?

    - Exit’in anlamı çıkış ve kaçıştır. Mizah hayattan kaçmaktır. Mizahı hayatımda öyle kullandım hep. Seyirci de mizahçıyı izlerken hayatın dramatik tarafını unutur. Mizahi güfteleri ağırlıkta olduğu için adını Exit koyduk. Geçenlerde bir başlık okudum ’Bu Ata Demirer’in Çıkışı’nın Başlangıcı Olacak" diye. Böyle bir yaklaşımımız yoktu mesela.

    Exit’te altı şarkı bulunuyor. Biri de çok dinlediğimiz Fındık Fıstık.

    - "Fındık Fıstık", Tarkan mizahıdır. Biz bir gece Avrupa Yakası’nın bir bölümünde çok yorulduğumuz bir geceydi. Söz döndü dolaştı Tarkan’a gedi. Ben de o anda doğaçlama uydurdum. Dizide kullandık. Bayağı da tuttu. Evimde yaptığım şeyleri insanlarla paylaşmak ve izleyicilerime de şov öncesi bir ara sıcak olarak vermek istedim yeni albümümü. Şunu da iddia ediyorum, Fındık Fıstık yazın barlara düşmüştü, bu albümde barlara düşecek çok iyi parçalar var. Mesela ’Beyoğlu’nda Gece’ bir rap-alaturka sentezi. Arda Algül’le birlikte çalıştık bu albümde. Çok maharetli ve işini gününde teslim etmek gibi bizim piyasamızda alışık olmadığımız bir huya sahip. Bir Alman, bir İngiliz yanı var çocuğun inşallah bahtı açık olur. Biz kendi dilimizle ötmeye çalışan bir çalıkuşuz ama topluca bir çalıkuşu. Benim gibi bir çalıkuşu düşünsene, çalı gözükmez...

    Sizi böyle şarkı söylerken düşünemiyorum...

    - Ben de düşünemiyorum. Böylece sorunun cevabı kendini bulmuş oluyor.

    Yeni gösteriniz nasıl olacak? Tek Kişilik Dev Kadro gibi taklit ağırlıklı mı?

    - Yeni oyunumun ismi Ata Demirer Show olacak öncelikle. Havadan-Sudan diyorduk ama müzik ağırlıklı bir gösteri olduğu için şov, ismine daha yakın bir gösteri oldu. Çok fazla değişiklikler ve yenilikler yaptım. Bu şovun içinde müzik olduğunu da belirtmek lazım. Bu şovda salt stand up’ı zorladım diyebiliriz. Şov dememin sebebi de içinde komedi, yöresel mizahlar, Türkiye’nin sevdiğim yöreleriyle ilgili hikayecikler ve aktüel medya mevzularıyla ilgili hicivler var. Türkiye’ye mál olmuş birkaç sanatçının hikayelerinden oluşan monologlar ve diyaloglara da yer verdik. İki perdelik müzikli bir gösteri.

    Müzikler de sizin elinizden mi çıktı?

    - Müziklerini de şu an piyasada olan Exit albümüzden kullandık. Mesela oyunu hatırlamak için hemen çıkar çıkmaz bir albüm alabilir insanlar. Tabii bu durumun en güzel halini Devekuşu Kabare zamanında yaşamıştık. Hikaye ve melodilerin içinde bulunduğu kaseti uzun yolda arabamıza takıp güle güle giderdik.

    Oyunlarda albüm satışı oluyor mu?

    - Makara albümü zamanında satmaya çalışmıştı bizim çocuklar. Abi 27 adet satıldı diyerek geliyorlardı. Rezalet bir durum çünkü içeride 1000 kişi var (gülüyor). Samimiyetle söyleyebilirim ki BKM olsun, ben olayım ticari bir beklentimiz yok Exit’ten. Albüm zaten Türkiye’de çok satan birşey değildir!

    Televizyonla ilgili bir projeniz var mı?

    - Altı ay boyunca bir şey yapmayacağım ama gelecek sezon iyi bir proje gelirse değerlendirmeyi düşünüyorum çünkü oyundan dolayı zaman yok. Son 10 günde dokuz kere oyun oynadım. Sadece bir gün tatilden bahsediyoruz. Bu yoğunlukta zor. Oyunun verdiği adrenalin hiçbir şeyde yok. Canlı seyirciye çok alışmışım ben galiba. Tüm seyircilerin saçını başını bir yerlerini ellemek istiyorum onlar güldüklerinde. Dünyada var olduğumu hissettiğim tek yer onların önünde olduğum zamanlar.

    Peki ya sinema?

    - Sinema... Tadından yenmez (!) Orada başka bir insanın dünyasına girersiniz. Onun için yapılan bir müzikle, yan karakterleriyle, başrol oyuncularıyla ortaya çıkan iş derinliği olan unutulmaz bir resim oluyor. Beynelmilel’de oynayacaktım, çekim tarihleri uymadı.

    Avrupa Yakası’nda Volkan en son askere gitmişti. Geri döndürmek isterlerse senaryoda?

    - Benim diziye dönmek gibi bir düşüncem yok, dizinin de buna ihtiyacı yok. Mesela son bölümde senaryo gereği gerekirse etik olarak memnuniyetle giderim. Ama bunun için bile daha 2-3 sene var...

    Sizi izlemek isteyenler için en yakın tarih ve yer nedir?

    - 19 Ocak’ta Bostancı’da ve Ocak 20’sinden itibaren de her cuma Beşiktaş Kültür Merkezi (BKM)izleyenlerle buluşacağız. Avrupa ve Anadolu turneleri olacak. Bu oyunun da Allah bahtını açık etsin.

    Ciddi şarkı sözleri yazamam

    Şarkı sözleriniz hep esprili...

    - Kendimi mizahla daha rahat ifade ettiğimden dolayı şarkıların sözleri de komik oluyor. Ciddi sözler yaparsam inanmadığım bir ticari amaç uğruna işler yaparım. Zaten yazmıyorum. Çocuk şarkısı gibi oluyor. Bir kere yazmayı denedim ortaya bu dizeler çıktı:

    "İşte gidiyorsun bu mahalleden

    Elinde bir üçgen gözleri annesinden

    Savrula savrula yosun tutmuştum

    Fırtınalardan kopup seni bulmuştum"

    Ben bu değilim, ben bunu yazamam... Bunları yapan yapıyor, iyi de yapıyor. Adam yazıyor bunu ve samimi bir şekilde hissederek okuyor. Savrula savurala yosun tutmuşmuş! Hadi oradan (gülüyor).
     

    29/12/2007 | Kategori: unluler | Yorum (1) Yorum yaz! |